İhvan Kitap

Endülüs’ün Akıbetine Uğramayalım

Endülüs’ün Akıbetine Uğramayalım

Ârifân Araştırma

Almanak 2007-2008, Kasım 2007 sayısından.

Yaklaşık 800 yıl hüküm süren ve İslam medeniyetinin en güzel örneklerini yaşatan Endülüs’ün geçen süre zarfında koyu Katolik bir İspanya’ya dönüşmesinden ibret almak gerektiğini vurgulayan eski Kültür Bakanı İsmail Kahraman, “İlânihaye memleketimizin Müslüman bir ülke olarak kalacağının garantisi olamaz” diyerek Roma ve Bizans’ı ihya çalışmalarına karşı uyardı. Yapılan kazı çalışmalarının Selçuklu ve Osmanlı tapularını iptale yönelik olduğuna dikkat çeken Kahraman, ‘Milli Kültür Bakanlığı’nın kurulmasını ve ‘Milli Kültür Şurası’nın acilen toplanması gerektiğini kaydetti.

Kültür eski Bakanı İsmail Kahraman, başta Fatih ve İstanbul olmak üzere yurt genelinde Roma ve Bizans eserlerini ihya etmeye yönelik çalışmalara dikkat çekti. Endülüs’ün akıbetine uğramamak için bir garantimiz bulunmadığını vurgulayan İsmail Kahraman şöyle devam etti; “Kazılarla tarihi miras, diğer bir ifadeyle o medeniyetin tapusu ortaya çıkarılır. Kazılara bakınız, hep yabancı kültür eserleriyle ilgilidir. Yani Selçuklu ve Osmanlı eserleriyle ilgili kazılar değildir. Niye Selçuklu’nun, Osmanlı’nın mimarisini ortaya çıkarmıyorsunuz, niye kendi medeniyetimize ait çalışma yapmıyorsunuz da illa Bizans üzerine çalışıyorsunuz?

Yapılan kazılar için, ‘Eski eserleri ortaya çıkartalım, arkeoloji ve tarih dünyasına kazandıralım’ görüşü seslendiriliyor ki bu tamamen lafı güzaftır. Esasında bu çalışmalar, ‘Sizin tapunuzu iptal edelim’ manasına geliyor. Taksim’e camii yapılmasına da tapuyu yenileyeceğimiz gerekçesiyle mani oluyorlar. Israrla, ‘Noel

baba Türkiye’de doğdu. Meryem Ananın evi Anadolu’da. Burası sizin hac yerinizdir ve mukaddes bölgeleriniz bizdedir’ demek, arkeoloji ilmine ve tarihe hizmet adı altında kendimizin asimile olmasını, kendi kültürümüzün yok olmasını istemek manasına geliyor.

Medeniyetimizin Tapusu İlga Edilmesin

Başta İstanbul olmak üzere nerede Roma ve Bizans kalıntısı varsa onu ortaya çıkaracak çalışmalar yapılıyor. Bizans ve Roma’nın ortaya çıkması demek, üstündeki Osmanlı, Selçuklu eserinin yok edilmesi demektir. Ayasofya dahil olmak üzere bir çok eserde aynı taktik uygulanıyor. 1934’de Ayasofya tamir edilmek maksadıyla ibadete kapatıldı. Aradan geçen bunca zamana rağmen nasıl bir tamiratsa bitirilemedi. Bizim tatbikatımız, ‘Altında ne olursa olsun Osmanlı, Selçuklu ve İslam eserlerine dokunamazsınız’ şeklinde olmuştur.” Kültür Bakanlığı, ‘Milli Kültür Bakanlığı’ olarak meseleye el atmalıdır. Milli Şuuru olmayan insanların millet halinde devamı mümkün değildir. Yani ilânihaye memleketimizin Müslüman bir ülke olarak kalacağının garantisi olamaz. Çünkü önümüzde bir Endülüs örneği var. Yaklaşık 800 yıl hüküm süren ve medeniyetin zirvesine çıkan Endülüs bugün takipçilerinden yoksun durumda. Zirveye çıkan İslam medeniyetine ev sahipliği yapan İspanya’nın koyu bir Katolik ülke haline gelmesi bize bir ibret olmalı. Dolayısıyla bize ait eserlerin ihyası lazımdır. Tapularımızın ilga edilmemesi lazımdır. Uykuya daldığın zaman gidersin. Bu nedenle uyumamak zorundayız. Kimseye kanıp ağzımızdaki peyniri düşürmeyiz inşallah.”

‘Milli Kültür Bakanlığı’ Kurulmalı

Kültürün milli olduğunu, dolayısıyla ‘Milli Kültür Bakanlığı’nın yeniden hayata geçirilmesinin zorunluluğunu anlatan İsmail Kahraman, ‘Milli Kültür Şurası’nın da düzenli olarak toplanması gerektiğini belirterek açıklamasını şöyle sürdürdü; “Fatih hakkında özel bir sayı yapmanız güzel bir girişimdir, tebrik ediyorum. Bugün toplumumuz tarihini yeterince bilmemektedir. Fakat tarihi öğrenmek gerekmektedir. Tarih geleceğin kendisidir ve istikametimizi bulmamız için fener tutuyor önümüze. Sıkıntımız tarihi bilmemekten kaynaklanmaktadır.

Kültür Bakanlığının şeması içinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü vardır. Bir de Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü diye bir birim var. Kültür Bakanlığı’nın esas adı Milli Kültür Bakanlığı’dır. Nasıl Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı varsa öyle bir isim olarak ortaya atılmıştır. Ancak 12 Mart 1971 muhtırasından sonra sadece Kültür Bakanlığı şeklinde tanımlanmış.

‘Milli Kültür Şurası’ Toplanmalı

Şu anda Kültür Bakanlığı’nın yönetmeliğinde 4 yılda bir; Milli Kültür Şurası toplanır kaydı var. Ben bakan olduğumda geçen 6 yılda yapılmamıştı. Osmanlı’nın 700. kuruluş yıldönümünü de kapsamak üzere bir şura toplama çalışması yapmıştık, fakat hükümetin ömrü yetmediği için bize nasip olmamıştı. O günden bu zamana kadar da yapılmadı. Demek 16 yıldır Milli Kültür

Şurası toplanamıyor. Ben, benden sonraki bakan olan İstemihan Talay’a, sonradan Atilla Koç’a da toplanmasını önermiştim, toplanamadı. Şimdi Ertuğrul Günay beye de teklif edeceğim.

Milli Eğitim Şuraları sürekli yapılıyor. Aynı şekilde Milli Kültür şuraları da olmalıdır. Çünkü Kültür Bakanlığı Milli Eğitim Bakanlığı’ndan daha çok öneme haiz bir bakanlıktır.

Kültür millidir, evrensel değildir. ‘Kültür evrenseldir’ diyenler, milliliği kabul etmeyip Türkiye’nin asimile olmasını ve ortadan kalkmasını isteyenlerdir. Evrensel değerler olur ama evrensel kültür olamaz. Çünkü her toplumun kendine göre bir yaşayışı vardır ve kültür de doğumdan ölüme kadar insan hayatının tamamını ihtiva eder.

Fatih İstanbul’u aldığında Ortodoks cemaat bizzat kendi iradesiyle 13 tane Kilisenin camiye çevrilmesine rıza gösterdiler. Kariye ve Fethiye gibi camiler bu kabildendir.

Milli eserlerimizin ihyasında elimizden geleni yapmalıyız. Fakat bu, başka medeniyetlere ait olan ve müstakil duran eserlerin yok olmasını istemek manasını taşımaz. Çünkü siz yok ederseniz diğer taraf da sizi yok eder.”