‘Suikastler Planlı ve Kasıtlı’!

Mehmet Şevket EYGİ
Almanak 2007-2008, Kasım 2007 sayısından.
Haçlıların ve Siyonistlerin Fatih’te faaliyette olduğunu belirten Mehmet Şevket Eygi, “Çarşamba’daki Hoca Efendilere yönelik suikastların tesadüfî ve fevrî olmadıkları, planlı ve kasıtlı oldukları anlaşılmaktadır. Bu gibi menfur cinayetlerle Müslümanları korkutmak, sindirmek ve o bölgeden kaçırmak mümkün değildir. Böyle düşünenler hava alırlar” açıklamasını yaptı. Fatih semtinin ruhaniyetli bir mekân olduğunu vurgulayan Şevket Eygi, Zeyrek Camiinin Camilikten çıkartılması halinde, “Hazret-i Muhammed’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) risaleti inkâr edilmiş olacaktır” uyarısında bulundu.
Tarihi kayıtlara göre İstanbul’da Hıristiyanlık IV. yüzyıldan itibaren yerleşmeye başlamış. İlk inşaa edilen Kilise, I. Konstantinus tarafından yaptırılan ve 12 havariye atfedilen ‘Havariyun Kilisesi’ olarak biliniyor. Latinlerin İstanbul’u istilası sırasında harap olan bu kilisenin yerinde bugün Fatih Camisi bulunuyor. Fatih İstanbul’u fethettiğinde çok harap durumda olan bu kilise, Patrikhane’nin yönetimine verilmişse de 1456’da Patrikhane Pammakaristos manastırına (Fethiye Camii) taşınmış. Fatih de harap ve terk edilmiş olan bu kilisenin kalan bakiyelerini yıktırıp yerine 1463-1470 yılları arasında süren bir inşaat dönemiyle Fatih Cami ve külliyesini yaptırmıştır. Böylelikle tabiri caizse Bizans’ın tapusunu iptal edip yerine Türk-İslam mührünü vurmuştur. Yavuz Selim Camisi ile bölgedeki bu süreç devam etmiştir.
Fatih’in Tapusunu İptal Girişimi
Ayasofya’yı hariç tutarsak Bizans döneminde en büyük kiliseler Fatih semtinde inşa edilmiştir. Fatih şehri fethettiğinde yalnızca Ayasofya’yı Cami’ye çevirmiş, diğer kiliselere dokunmamıştır. Fakat zamanla cemaati azalan kiliselerin harabe olmasını önlemek amacıyla camiye çevrildiğini görüyoruz. Kariye, Fethiye ve Zeyrek Camisi bu uygulamanın gerçekleştirildiği en büyük ve en bilinen örneklerdir. Ancak bu mekânlar kademeli bir şekilde yeniden kiliseye döndürülmeye çalışılıyor. Doğrudan buna cesaret edemeyenler; önce onarıma alıyor, cemaatin ayağını kesip unutturuyor, ardından da müze yapıyor. Kariye, Fethiye ve Zeyrek’te şu anda bu plan işliyor. Fatih’in tapusunu iptal edip yerine Bizans’ı ikame etmeye çalışanlar, bu durumu gizlemek için değişik provokasyonlar yaparak dikkatleri başka yerlere çekme çabasındalar. En son, emekli imam Bayram Ali Öztürk’ü hedef alan suikastı bu kapsamdan değerlendirebiliriz. Haçlıların ve Siyonistlerin Fatih’te faaliyette olduğunu belirten Mehmet Şevket Eygi, saldırıların planlı ve kasıtlı olduğuna dikkat çekti.
Bölgeyi tanıyan ve takip eden Mehmet Şevket Eygi’ye merak edilenleri sorduk:
Günümüzde FATİH semtinin İstanbul ve Türk-İslam kültürü açısından önemi nedir?
Fatih semti ruhaniyetli bir mekândır. Ruhaniyet kelimesini söylemek kolay da manasını açıklamak hayli zordur. Ruhaniyet bir sırdır, akıldan çok duygularla anlaşılır. Fatih’te İslam’ı, Müslümanlığı, dindarlığı hissedersiniz. Yakın tarihimizde İslam’a ve Müslümanlara hayli suîkast ve baskı yapıldı; bu yüzden birtakım yozlaşmalar, yabancılaşmalar, kopukluklar oldu. Buna rağmen Fatih’te İslam kimliği, geleneksel kültür, tarihî devamlılık hâlâ görünen bir vakıadır. Gönül arzu eder ki, İslam kültürü, İslam medeniyeti, İslam sanatı, fütüvvet ahlâkı, yüksek Müslümanlık görgüsü daha da güçlensin. Medeniyetsiz, kültürsüz, sanatsız kuru dindarlık ile iş bitmiyor. Fatih’te İslam kültür ve sanat merkezleri, İslamî sohbet yerleri, Müslüman lokantalar, Müslüman çayhane ve kahvehaneler olmalıdır. Akşam veya yatsı namazını kılacaksınız, bir çayhaneye veya kahvehaneye gideceksiniz, orada huzur bulacaksınız, âlim ve arif Müslüman seçkinlerin sohbetlerinden yararlanacaksınız.
Ayasofya’yı hariç tutarsak Kariye, Fethiye ve Zeyrek Camilerinin müzeye çevrilmesini nasıl yorumluyorsunuz?
Yapılanlarla amaçlanan sizce nedir?
Benim bildiğim Kâriye Camii müze haline getirilmiştir; orada artık ezan okunmamakta, namaz kılınmamaktadır. Zeyrek Camiinin üçte biri ibadete açıktır, binanın restorasyonu ABD’deki İllinois Üniversitesinin nezaretinde sürmektedir. Caminin iç kısmı yürekler acısı bir viranelik halindedir. Bu konuda hayli yazı yazdım, feryat ettim. Memnuniyetle öğrendiğime göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi caminin restorasyonu konusunda karar almış, inşaallah biran önce harekete geçilir. Haçlılar burayı camilikten çıkartmak, mümkün olursa kilise yapmak, olmazsa müze, araştırma merkezi, enstitü haline getirmek istiyorlar. Hıristiyan olarak onlar bunu isteyebilirler, bizim de Müslüman olarak burayı çok güzel bir şekilde restore etmemiz ve camiliğini korumamız gerekir. Cami olduğu takdirde Hazret-i İsa’nın, Hazret-i Meryem’in hatıraları yüceltilecektir. Camilikten çıkartılırsa, Hazret-i Muhammed’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) risaleti inkâr edilmiş olacaktır.
AB, UNESCO, Dünya Mirası Merkezi, Fatih Belediyesi, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü, Fener Gönüllüleri Derneği ve Balat Güzelleştirme Derneği işbirliği ile “Fener ve Balat Kentsel Rehabilitasyon Projesi” uygulanıyor. 16.2 hektarlık kapsama alanı ile bu çapta Türkiye’deki ilk proje olarak kabul edilen uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fener ve Balat semtlerinin ihya edilmesi, güzelleştirilmesi elbette alkışlanacak bir iştir. Lakin bu işte art niyetler, kötü kasıtlar var mıdır, onları da araştırmak gerekir. Yakın zamana kadar Balat bir Yahudi mahallesiydi, Fener de bir Rum mahallesi.
Sonra çeşitli sebepler dolayısıyla Yahudiler ve Rumlar buraları terk ettiler. Aristo “Tabiat boşluğu sevmez” diyor… Onların yerine doğudan, güneydoğudan gelen, gelir ve kültür seviyesi yüksek olmayan göçmenler yerleşti, bilhassa Fener harabeye döndü. Keşke biz Türkiyeliler bu iki semti AB ve UNESCO’nun yardımları ve teşvikleri olmadan restore edebilseydik. Şu hususu
da belirtmek istiyorum: Gerek Süleymaniye’nin, gerekse Fener ve Balat’ın ihyası işinde çok büyük rantlar ve menfaatler vardır, “birileri” bu rantları yemek istiyor. Haçlılar Haçlılık için çalışıyor, Siyonistler Siyonizm için, rantçılar da (onların dini imanı paradır) rant için. Bu hususu da göz önünden uzak tutmamak gerekir.
Son zamanlarda Fatih’te artan emlak fiyatlarını kimileri İsmailağa cemaatine, kimileri ise Fener-Balat restorasyonuna bağlıyor. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Birtakım rant çeteleri, bazı semtlerde mülk fiyatlarının artmasını fırsat bilerek oralarda gayrimenkuller almakta, spekülasyon yapmakta, büyük voliler vurmaktadır. Bu çeteler, ileride nerenin imar ve restore edileceğini, hangi bölgenin gözdeleşeceğini çok önceden öğreniyorlar. Hattâ kapalı kapılar ardında toplantılar yapılıyor, “Arkadaşlar, filan yerler bir iki sene içinde müthiş değerlenecektir, bizler buralara yatırım yapalım…” mealinde laflar ediliyor. Bu konuda sağlam kaynaklardan bilgi edinmiş bulunuyorum. İsmail Ağa cemaati oldum olası Fatih semtini, bilhassa Çarşamba semtini tercih eder. Ama onların bu konuda spekülasyon yaptıklarını hiç zannetmiyorum. Bu iş olsa olsa birtakım cin fikirli “İslamcıların” işidir.
Çarşamba’daki hoca efendilere yönelik suikastlar, FATİH’te yapılmak istenilenlerin bir parçası olabilir mi?
Çarşamba’daki Hoca Efendilere yönelik suikastların tesadüfî ve fevrî olmadıkları, planlı ve kasıtlı oldukları anlaşılmaktadır. Bu gibi menfur cinayetlerle Müslümanları korkutmak, sindirmek ve o bölgeden kaçırmak mümkün değildir. Böyle düşünenler hava alırlar. Rumlar, kendi açılarından haklı olarak Fener’e dönmek ve o mahalleyi bir “Küçük Yunanistan” haline getirmek isteyebilirler. Biz de Müslüman olarak İstanbul’un, bu arada Fatih’in Müslüman kimliğini korumak isteriz. Bazıları itiraz edecekler ama ben şahsen, köken olarak Fenerli Rumların tekrar oraya dönmelerine itiraz etmem. Bir şartla: Yunanistan’daki Türklere, Müslümanlara, Boşnaklara baskı yapılmasın, Atina’da ve birkaç büyük şehirde cami açılsın… Her şey karşılıklı olmalıdır. Uluslararası münasebetlerde, komşulukta mütekabiliyet denilen bir şey vardır.
EYGİ’nin gönlündeki Fatih:
FATİH’in kimliğini ve misyonunu korumak için neler yapılmalı?
Fatih şu anda şehircilik, sanat, mimarlık bakımından çok çirkin, çok zevksiz, çok ahenksiz bir beton yığınıdır. Halkı oldukça dindardır ama meskenleri, sokakları, evlerinin içi İslam medeniyetine, Müslüman kişiliğine uygun değildir. Bu konuda maalesef hem İslam’ın, hem de çağın çok gerisinde kalmışız.
Gönül arzu eder ki, Fatih’te bundan sonra İslamî mimarlık tarzına uygun evler, apartmanlar, hanlar, iş merkezleri, dükkânlar yapılsın. Dünyanın her şehrinde olduğu gibi, İstanbul’da da Çin, Japon, Kore lokantaları açıldı. Fatih’te de gerçek İslam lokantaları açılmalıdır. Avrupaî bir dükkânın bir tarafına Besme-
le levhası asmakla orası İslamî bir mekân olmaz. Japonlar, yer sofralarında yemek yiyor, geceleri yer yataklarında yatıyor da, biz niçin kendi medeniyetimize, kültürümüze, geleneklerimize, örf ve adetlerimize, görgümüze uygun mekânlar oluşturamıyoruz? Müslüman’ız ama bizim Müslümanlığımız pek yüzeyseldir. İslam evlerinin, İslam mekânlarının, İslam dükkânlarının özellikleri vardır. Bunları bilmemiz, keşfetmemiz ve hayata geçirmemiz gerekir. Bundan 70-80 yıl önce Suriçi İstanbul, bağlarıyla, bahçeleriyle, havuzlu açık kahvehaneleri ve gazinolarıyla, bostan kuyularından çekilen suyla sulanan bahçeleriyle, ahşap evleri ve konaklarıyla, kırk çeşme suyu akıtan çeşmeleriyle, yaz mevsiminde soğutucu vazifesi gören kuyularıyla, sarnıçlarıyla, küçük bahçelerindeki erik, nar ve incir ağaçlarıyla, üzüm asmalarıyla, mor salkımları ve hanım elleriyle, fersude ahşap binaların saçaklarının altındaki “Ya Hafız” levhalarıyla bambaşka bir şehirdi. Bunların hepsi yıkıldı, tahrip edildi. Her yer bitişik nizam, zevksiz ve ruhsuz beton apartmanlarla doldu. Pencereden bakıyorsun karşıdaki evin yatak odası görünüyor. Eskiden evler yuva idi, şimdi mal oldu. Eskiden evlerin ruhu vardı, şimdi o ruh yitirildi. Eskiden yıkık duvarlarda, yana yatmış ahşap evlerde, harap bahçelerde bile esrarlı bir estetik vardı, hepsi gitti, hepsi gitti… Şehirlerin, mahallelerin manen ve maddeten imarı, medeniyet ve sanat bakımından yükselmesi, güzelleşmesi orada yaşayan insanlarla olur. İnsanlar medenî, kültürlü, âlim, arif, zarif, nazik, ince, hassas ise şehir veya mahalle öyle olur; değillerse nafile. İnşaallah Türkiye’mizde millî kültür ve kimliğimizi iyi bilen, sadece bilmekle yetinmeyip bunları hayata geçiren yeterli sayıda vasıflı, güçlü, üstün Müslümanlar yetişir.
Diğer Blog Yazıları
Ders Kitaplarındaki Yanlışlar Bilgi Eksikliğinden mi Yoksa
Geleceğin inşası için Kadının Eğitimi Şart
Fatih’in Eğitim ve Bilime Kazandırdıkları
İstanbul ve Fatih’in İslam Dünyasındaki Önemi
Fethin 554. yıldönümünde Ulu Hakan’a Vefa
Endülüs’ün Akıbetine Uğramayalım
Bizans İmparatoru Onaylandı Sarayı da ‘2010’a Hazırlanıyor
Patrik, ‘Ekümenik’lik İçin ‘Sosyal Pazarlama’ Yapıyor
Ölümün Öldüremediği Kahramanlar
Dünden bugüne Patrikhane’nin ‘Ekümenlik’ Planı